26 Mayıs 2016 Perşembe

Macaristan Yolcusu Kalmasın!!!

Herkese merhabaaa!


Bu yaz bambaşka olacak demiştim benim için, öyle de oldu. Macaristan'a gidiyorum hemde burslu olarak. Bilenler bilir Koreceyle çok içli dışlı olmama rağmen ben Ankara Üniversitesi Hungaroloji bölümünde okuyorum.(Macar dili)
Neden bu bölüm derseniz aslında her zaman Kore dili okumak istedim. Macarca hakkında çok bir bilgim de yoktu. Ama Kayseri Kore diline puanım yetse de ben Ankara da kalmak için bu bölümü seçtim. Bir yandan da Korece öğrenmeye Tömer de devam ettim. Geçen yaz kendi imkanlarımla iki kez Kore'ye gittim belki şans beni bu sene de bulursa gidebilirim ama bu uçak fiyatlarıyla zor. Gerçi yaza olmasa da kışa gideceğim mutlaka. Neyse ne yardan ne serden geçiyorum görüyorsunuz ki!
Budapest de kalacaım ve orada bir yaz okuluna gideceğim. Ne kadar asya kültürüne aşina olsam da avrupa hep hayallerimdeydi. Bir gün gitmem lazımdı!! Bunu da bu sene gerçekleştiriyorum ve gerçekten bursun bana çıkacağından hiç ümidim yoktu. Mail gelince sevinçten attığım snapi görenler bilir. :)
Kısacası hayatta ki şansın ondan ne istediğinle alakalıdır. Hedef belirle,çalış,dua et ve sonuçlarını görün derim. Bir şey olmuyorsa ya zamanı gelmemiştir yada hayırlı değildir sizin için. Amaçlar belirlemek hayaller kurmak için ne zengin ne de çok bilgili olmaya gerek var. Araştırın öğrenin ve çabalayın.
Ne isterseniz isteyin hayatta olmayacak şey yoktur. :) Tabii delice şeyler dışında. :D

*Burs : Okul parası yemek ve kalacak yerin parasını verecek bir de yol için öğrenci kartı.
Biz sadece uçak parasını karşılayacağız!
Macar dilini okuyan diğer okullardan da öğrenciler gelecek.
Kore'den de gelen öğrenciler olacak çünkü İngilizce ve Macarca konuşmaktan çekiniyorum iyi olmadığımı düşündüğüm için herhalde ama Korece benim için rahat olacaktır.

*Bu arada yeşil pasaportlu olduğum için herhangi bir vize işlemi yaptırmama gerek yok. Sadece sağlık sigortası yaptıracağım onu da Ziraat Bankasından halledeceğim bilmeyenleriniz varsa özel şirketlere nazaran daha ucuza hallediyorlar.(Bir ay 59 TL )

Macaristan vize işlemleri için detaylı bilgi ( http://www.mfa.gov.hu/kulkepviselet/Istanbul/hu/Konzuliinfo/vizuminfo_torokul.htm)

28 Nisan 2016 Perşembe

Nisan Havadisleri

Merhabalar



Nasılsınız ben şöyle böyle idare ederden ziyade hiç hoş değilim. Zamanımın çoğunu Macarcaya ve sevgilime ayırmış durumdayım. Ne gezme tozmalarım ne de değişik şeyler yapma gevesim kaldı. Sanırım hepsini yaza saklıyorum. Bu süreç yorucu ve zor!
Geçen seneki benle şu an ki ben arasında tam 15 kilo fark var.Fikirlerim isteklerim hedeflerim aynı ama merak etmeyin.
Yaz için Macaristan'da bir okula burs başvurusu yaptım %60 olma ihtimali var. Olmasa bile bu yaz mutlaka Macaristan ve yakının da ki bir kaç ülkeye ziyaret edeceğim.
Onun dışında gerçekten inanılmaz kilo aldım. İnsan bir şey başarıp o hazzı tadınca geri ben nasıl yaptım nasıl dikkat etmedim diyor. Gerçekten depresyona girdim. Bu halim de şükür kilo verebilidğimi biliyorum bu durumumun farkındayım ama yine de aynada eskiden içine girdiğim 2 3 ay öncesinden bahsediyorum kıyafetler olmayıp bir de herkesin ''canım baya kilo almışsın ne güzel vermiştin'' bir ara demeleri beni benden alıyor. Yemeği seviyorum fakat olmak istedğim beden bu değil bundan da eminim.
Hevesle başladığım her şey yarım kalmış hiç bir şey yapasım yok. Hayır bir de yetmezmiş gibi mayıs ayında Ankara da eylül havası insanın yataktan hiç çıkmayıp 5 sezonluk diziye başlatıyor!
Durum bu ara böyle, ha bir de insanlara hiç sabrım kalmadı. Kimseyle uğraşmak arkadaş olmak istemiyorum.
Kimsenin de beni arayıp sorduğu yok zaten.
Birilerine bir şeyler anlatma paylaşma hevesimden filtreli sefielerden de vazgeçtim. Kendimi beğenmiyorum bir kere.
Ama hissediyorum yazın açılışını mükemmel yapıcağım ve insanların o aferin lan sözlerini duyacağım.
Hadi bakalım geçen sefer de kendi kendime blogda söz vermiş burada başlamıştım o zorlu yola..Geçri şişmanlık nedir bilmeyenler anlamayacaklar ne bu kadar taktı diyecekler ama fazla kilolu arkadaşlarım yanımda teşekkürler!

7 Aralık 2015 Pazartesi

2 ay Kore'de (Part II)

Merhaba


Nerde  kalmıştık? Kore'de geçirdiğim 2 aydan bahsediyordum sanırım. Gelelim yazının ikinci partına.
Kore'ye gidişimin ikinci seferi olmasından dolayı biraz daha tecrübeliydim bu sefer yine ablam karşıladı bizi hava alanında. Bir de okulda aynı bölümde okuduğum arkadaşım da o zamanlar da Kore'deydi onun da  benden alacakları vardı, biz inmeden onlarda tanışmışlar ablamla.
Şans  bu sefer bizden yanaydı aktarmasız uçmamızın keyfi ayrı bir de uçakta hostlardan biri benim arkadaşım çıkınca ikramda serviste mükemmeldi.
Türk hava yolları gerçekten çok iyi.

Neyse heycanla sürdürdüğümüz gidince neler yaparız sohbetleri bitmiş sonunda akşam 4 gibi Kore'ye inmiştik.Ablamla buluştuk sarıldık muhabbet ettik. Ona getirdiklerimi aldı  sonra ardından hemen bana bir hat çıkarttırdık.
2 aylık  turist hattı aldım. içinde 2 aylık sınırsınız internet ve dakika vardı. 80 dolar gibi bir para ödedik başta.
gitmeden de hattı verecektik.
Gönül isterdi ki ablamlarla daha çok sohbet edelim ama malesef hemen   Anyang'a gitmemiz gerekti.
Ablam sağolsun yardımcı oldu ve bize bilet aldı.
Yaklaşık bir saatlik otobüs yolculuğundan sonra Anyang'a indik
Anyang'da bizi Koreli arkadaşımız aldı. Türkçe adı Deniz.
Heyecanla, sanki kendi evimizdeymişiz gibi hissi veren harika bir 5 gün geçirdik.
İlk 5 gün Kore'de yemek istediğimiz ne varsa yedik. Gençlerin takıldığı yerlere gittik. Tam bir Anyang'lı olduk.
2 3 gün sakin Anyang'lı havamız dan çıkıp kendimizi Hongdae'ye attık. Sabaha kadar eğlendik. Benim Kore'de yaşayan Türk arkadaşlarımında gelmesiyle de sabahın ilk ışıklarını gördük. Sojunun verdiği mayhoşluk biraz da ilk zamanların verdiği ekşın ile eve giderken yolu şaşırdık. Suwon'a kadar gitmişiz otobüsle. Sabah 6 gibi zaten Anyang metrosuna binen biz yanlış otobüse binmemiz ile 2 3 saat yollarda perişan olduk.
Bir de yağmur yağınca bir an durup sokağın ortasında gülmeye başladık, neyse bir kez daha hat aldığıma sevinerek Koreli arkadaşımız Denizi aradık ve yolu tarif etmesiyle eve geldik.
Anyang'da bu 5 gün böyle sona erdi.

Sonra Myeongdong'a gittik..5 gün bir hostelde kaldık. Anyang'da çok para harcamadık kendi alışverişlerimiz dışında..O yüzde hava alanında çevirttirdiğimiz para yetti bize.
Myeongdong'ta change ofisleri çoktu.Çok fazla yabancı  ve otel olduğu için  heralde. O yüzden  1 haftlık yetecek kadar para çevirtiyorduk. Çok az bir miktar komisyon alıyorlardı. Normalde her yer de change ofis yok banka da  para çevirtiyorsunuz.
Myeongdong'u da iyice karış karış gezdik, güzel yemek yerleri keşfettik.
Myeongdong'da bir Jimdak yedik ve gerçekten çok ünlü bir yermiş Hengşhin'e gitsekte  sık sık Myeongdong'a gittik,  sırf bu yüzden,jimdak yemek için. (Jimdak soya soslu tavuk, bir Çin yemeği)

Bu arada 15 temmuz benim doğum günümdü, Kore'de doğum günümü kutlama fırsatım da oldu bu sırada. Gerçekten benim için inanılmaz bir  deneyim unutulmaz bir gün oldu. Benim canım arkadaşım İpek benim kaldığım yere pasta sipariş etmiş Türkiye'den  tabii erkek arkadaşı da yardımcı olmuş ve  bir de not yazmış. Sabaha karşı sayesinde koca pastayı yemiştim ağlayarak. :D
..
Myeongdong'ta da  vaademizi doldurduktan sonra sıra Hengshıne gitme zamanıydı. Koreli arkadaşımızın evinde kalacaktık. O da biz  onun evinde kaldığımız sırada Türkiye seyahatine gidecekti.
Hengshine gitmek hayli zordu. Çünkü  elimiz de iki koca bavul sırt çantaları ve yürüyen merdiven olmayan metro çıkışları vardı.
Yabancı olduğumuzdan mı yoksa kimsenin umursamadığından mı bilemiyorum herkes bize acır  gibi bakıyor ama bir Allah'ın kulu da yardım etmiyordu bize.
Zavallı iki kız (şuraya biraz acımıtasyon çizelim) koca bavullarla hayli zorlandık Hengshıne gidene kadar.
Sürekli yer değiştirmek güzeldi fakat, çantalarla sürekli göçebelik de gerçekten zordu.


Sonunda Hengshindeydik...Arkadaşım bizim geldiğimiz günün akşamı yola çıkacaktı o yüzden hala evdeydi.
Arkadaşımız gitmeden  sıcak suyu kullamayı, pilav makinesini,çamaşır makinesi kullanmayı anlattı.
Kendisi erkek olduğu için  tipik bir öğrenci evi de olsa, evi güzeldi. Yani öğrenci evleri Kore'de tek oda, Mutfak birleşik banyo ve bir de kiler gibi küçük çamaşır odası.  Hengshin'e yavaş yavaş alışıp kendi evimiz de kalıyormuş gibi alışveriş yapıyor mahallede ki teyzelerle bile sohbet ediyorduk.Arkadaşın evinin manzarası da güzeldi . Karadeniz de bir ev sanki.Evin karşısı bahçeler, ağaçlarla doluydu..

Şimdi bir de biz hosteller de kalırken çöp atma sorunu olmuyordu, Kore de çöpleri siz ayırt ediyorsunuz pilastik,kağıt vb. Kore çöp vergisi almıyor çünkü.
Songsong ben ona öyle sesleniyorum aslında adı bu değil tabi, siz çöpleri atmayın ayırt edemezsiniz kilere atın deidği için çöpleri kilere atıyorduk. Çöp sonuçta koku çok olmas da çamaşır atmaya gittiğim de kilere kendiliğinden sinekcikler oluşmuş bütün evi temizlemek zorunda kalmıştık.Tabii dışarıya atmaya başladık ama sabahın erken saatinde atıp kaçıyorduk. Plastikleri ayrı yere koyduk fakat bazen kağıtlar karışıyordu.

Şöyle bir baktımda o öyleydi bu göyle oldu derken uzamış kelimeler yine..
Buna da burada son verelim Hengshin yazımıza sonra devam edelim. :)


Facebook : https://www.facebook.com/BanaKulakVerin/?fref=ts

20 Kasım 2015 Cuma

2 ay Kore'de

Selamlar

Uzun zaman olduğunun farkındayım. 
Ama aynada kendime bile bakamazken blog ile uğraşmam beklenemezdi tabi. Okul kurs falan derken  bir de iş eklenince..Sayfada bir kaç şey paylaştığım doğrudur, ama açıkçası yazmakta içimden gelmedi.Herkesin dili değmese gözü değiyor gözü kalsa kıskançlığı. Uğraşmak istemedim.^^
Ama hazır vizeler bitmişken kısaca 2 3 ayı özetlemek istiyorum, hayatımda neler devam ediyor nelerin  dibi görünüyor gelin ben anlatayım sizler dinleyin. Fakat 2 3 ayı anlatsam roman olacağı için part part şeklinde yazmaya karar verdim.

 


Part I

Çoğunuz habersizdir ben yazın ikinci kez Kore'ye gittim. Her şey çok alel acele oldu, şans kapıyı çalmadı adeta kırdı geçti.Bende Kore'ye gittim.
2 ay Kore'de kaldım. Benim için inanılmaz bir tecrübe oldu. Kışın Kore'ye gittiğimde edindiğim tecrübelerin üstüne ne binalar inşa ettim bir bilseniz.
Kalma işini de sürekli elde bavul sırtta çanta göçebe bir şekilde hallettik. ilk 5 gün Koreli arkadaşımız da kaldık. Sonra Myeongdong da bir hostel de kaldıktan sonra, 20 gün Hengshın de başka bir Koreli arkadaşımız da kaldık. O da bu süre zarfında Türkiye'ye gezmeye gitti. Kendisi çok yakın dostumun erkek arkadaşı olur. Son kalan zamanlarımızı da Hongdae'ye bir durak mesafe yakında ki  Hapjeong da bir hostel de kaldık.

İlk zamanlar 2 ay nasıl geçecek derken şimdi burada özlemle neler yaşadığımı yazıyorum. Zaman hızla akıp geçmedi adeta kısa film çekti bize.

Arkadaşımla beraber gittiğim bu yolculukta hem kendimle ilgili bir çok şeyin farkına vardım hem de gerçekten tek başına nasıl yaşanır ailen uzakta neler yapabilirsin onu gördüm.

2 ay dile kolay ama dile kolay olduğu gibi kolay geçmedi ama zor da geçmedi. Hiç eğlenmediğim kadar eğlendim, part time bir iş buldum, Kore'de işe girip para kazandım. Sosyal çevrenin faydaları işte.
Bir müze de Koreli ortaokul öğrencilerine Türk kültürü hakkında bilgi verip Türkçe öğrettim.

Biz gittiğimiz de Kore de ''Mers'' az da olsa devam ediyordu. Bende çok ağır bir grip geçirdim ve hasta oldum.Mers oldum sandık. Ama Allah'a şükür hastalığım basit bir gripti.

Bol bol yeni insanlarla tanıştım Kore'de..
Kışın geldikten sonra Korece kursuna başlayıp bildiğimi düşünsem de profesyonel bir destek almak istedim. Kuru tamamlayıp yazın da Kore'ye gidince benim için oldukça verimli oldu. Bu süre zarfında Macarca'ya sırtımı dönmem çok ayıp oldu  çünkü şimdi tekrardan toparlamaya çalışmak vizeler de extra bir çaba sarfetmemi gerektiriyor.

2 ay yeni insanlarla  tanışmak için uzun fakat bir şeyleri devam ettirmek için kısa bir süre o yüzden hiç bir aşka yelken açmadım. Gündelik ilişkilerimiz sohbetlerimiz buluşmalarımız oldu ama bir ikincisi olmadı.
Hatta daha çok Türkiye de tanıştığımız Koreli dostlarımızla Kore de görüştük hep.
Ben devamı olan şeyleri çok seviyorum. 2 ay Kore'de erkek arkadaş yapmak için yeterince uzun bir süre. En azından bazıları için. Ama ben sürekli yanımda olan birine ihtiyaç duyduğum için ne kendimi birine bağlamak ne debir şeyleri yarıda bırakmak istedim. O yüzden açmadan kapattım o defterleri.
Zaten biraz da Turkish-Korean couple modasından sıkıldım.
Bi bok varmış gibi Koreli erkek arkadaş yapıp herkes, beni takip etsin  havasında.
Gerçekten Kore'de ''yaşamı''  merak edenlerin dışında bu insanları takip eden bir kısım azınlıktan da haz etmiyorum, bu insanlar zaten kendilerini belli bir çapta yetiştirememiş, belli bir temeli ve görgüsü olmayan insanlar bence. Kocamla bunu yaptık, erkek arkadaşımla bunu yaptık, şuraya gittik.
Koca parası yiyen bir kaç akıllı arkadaşımız işte...Bunları takip eden o azınlıkta ya dinlerine laf atıp duruyorlar yada mezun olduktan sonra muhtemelen işsiz kalan ve ortalaması 2.00 dan yukarı çıkmayan hayır belki de okumamış bu insanlara Kore'de eğitim ile ilginç sorular soruyorlar.

Anlayacağınız bu ilişkilerin çok göz önünde olması daha doğrusu pazarlanması beni rahatsız ediyor.
Hoşlananlar elbette olabilir.Sen ne biliyorsun da bu kadar rahat konuşuyorsun der gibisiniz. Çoğunu yakın olmasakta tanıyorum biliyorum nasıl insanlar. Ayrıca  biz bizzat şahit olduk çoğu lokanta, bar veya club yerlerinde  hunting yapılıyor.
Yani Kore'de sevgili yapmak çok kolay.
Akşam dışarı çıktığınız da bile siz yolda yürürken  biri sizi durdurup hadi tanışalım diyor.
Yabancıysanız tabi biraz daha artılarınız var. Ama bu artıların yanında eksiler de çok. Öncelikle ne için geldiğini soruyor kaşında ki erkek. '' Ne yapmaya geldin?'' diyor kısaca..
Yazın eğlenmeye geldim dediğinde de tavır farklı..Okumaya geldim dediğin de durum çok farklılaşıyor.Şimdilik burada noktalayalım.. :)



Devamı Gelecek...









14 Haziran 2015 Pazar

Bır Cuma Gunu Aksıyonu

Merhabalar


 Okulun son demlerini yaşarken, finaller den zaman bulup hemen kendimi attım dışarı. :)
Arkadaşımın daveti de bal kaymak oldu tabii bu kaçışıma. Yine bir Korean Night geçirdik.
Bu sefer gelen ekip Kanada'da yaşıyormuş.İngilizcelerine hayran kalan ben hemen  Kanada'ya gitmek orada İngilizce eğitim almak istedim.
Güzel bir geceydi ; güzel sohbetler edildi, oyunlar oynandı..Can sıkıntıma resmen su serpti.

Aslın da her şey normaldi taa ki ben Korece konuşana kadar. Beni  ortaya alıp teker teker salon da ki tüm Korelilere Korece konuşturtular. Korecem henüz iyi değil ama Kore'ye gidip geldikten sonra ve Ankara da Koreli arkadaşlarımla sık sık alıştırma yapmamdan herhalde sesleri Koreli gibi çıkartıyormuşum. Ama hala eksiklerim var. Doğruyu söylemem gerekirse herkesin ilgisinden şımarmadım da değil. :)


Komik olan bir de Koreli arkadaşım Kanada'da büyüdüğü için Korecesi pek iyi değilmiş. Biz Çinli arkadaşımla Korece konuşurken bizi anlamaması herkesi gülmekten alıp götürdü. :)

Böyle güzel bir geceyle günü kapatmak isterdik ama  bir talihsizlik yaşadık. Perşembe günü ben cüzdanıı çaldırmıştım..Allahtan içinde para yoktu  polis falan derken cüzdanımı buldular.Daha bunun sıkıntısını atlatamadan hemen ertesi gün arkadaşımla bize giderken onun cüzdanı gitti.

Biz  Korece gecesinden çıkıp eve hızlı gidelim diye taksi-dolmuş yapmıştık. Dolmuş parasıyla taksiye biniyorsunuz 3 4 kişi. Neyse biz bindik 3 kız ki sürekli müşterisi olduğum için de durakta herkes tanır beni. Üçümüz de bizim eve gidiyorduk. Yani taksiciden başka tanımadık kimse yok!!

Bizde ki de şans  işte.. İşe 3gün önce başlamış bir adamın arabasına bindik sıra onda diye  arkadaşım cüzdanını düşürmüş içinde de 150 dolar vardı bizim Kore kamp parasıydı.
Adam içinde ki parayı alıp, cüzdanı dışarıdan fırlatmış.. Fırlatınca Allahın işi ya cüzdanı arkadaşımın akrabası buluyor..Hemen bizi arıyor cüzdanın nerede diye bi bakıyoruz yok...Neyse efendim  bindiğimiz taksi durağına gidiyoruz adamı buluyoruz falan.

Direk bir suçlama da bulunmadık, ama cüzdanı bulan kişiyle yüzleş bakalım ki mobese kameraları var değince korkup kaçtı. Yüzsüz adam bir de ben çalmadım ama paranızı vereyim diyor..
Oldukça zor bi geceydi.. Emniyet de bölge bölge ayrıldığı için  taksicilerin olduğu yerle, bizim indiğimiz yer ve cüzdanın bulunduğu yer çok başkaydı.Gece boyunca oradan oraya savrulduk.
Yorgunluk bir yana para bulunsun yeter..
Neyse Allahtan adam belli, plaka belli en kısa zaman da parayı alacağız. ^^


10 Ocak 2015 Cumartesi

Ben Kazandım

Merhaba






Bugün burada bir şeyleri başarmanın verdiği haz ile yazacağım.  En son yazımdan bu yana neredeyse 2 ay geçti ve şuan yazdıklarımı harfiyen yerine getirmiş ve kazanmış hissediyorum.
Şu ödül verirken 1. basamakta duran kişi gibiyim. Öyle mutlu öyle sebepsizce sırıtan :P

2 ay önce başladığım kilo verme serüveni bugün ay sonra durmadan son hızda başarılı  bir şekilde devam ediyor. Ben 2 ay önce o yazıları yazarken 85 kilo tam 85 kiloydum.
Nasıl yapacağım nasıl kilo vereceğim hakkında tek bir fikrim bile yoktu çünkü sürekli bir şeyleri yarıda bırakmanın verdiği korku ve endişe vardı. Ama şu an anlıyorum ki insan sadece istesin sadece isteyip onun için uğraşsın. 

2 ay önce dukan diyeti yapmaya başladım. Ama aaa bende hemen yapayım demeyin. Mutlaka bir diyetisyene gidin çünkü ben dukan diyetinde çok protein yenmesine rağmen  aslında pek bir şey yemedim.  Ama diyetimden kısaca bahsetmek gerekirse :
Kilo fazlam olduğu için 1 hafta olan kısmı 2 hafta yaptım ve sadece protein ile beslendim. Sabahları yumurta  peynir aksamda tavuk yada sosis. Şunu itiraf etmeliyim ki bir süre sonra sosis yemekten ( yağsız suda haşlanmış) yeme isteğim iyice uzaklara gitmişti.  Okulda diyet yapmak gerçekten zor.  Ama öncelikle yemekhane de yemeyi kestim. Ve yanımda mutlaka bir şey taşıyordum. (Peynir yada aç bitir salam)
Onun dışında sürkeli kahve içiyordum. Zorlu geçen ilk 2 haftanın ardından 3.aşama  sebze protein beni biraz rahatlatmıştı ama  yinede yemekten zevk alamıyordum o yüzdende yemek yemeyi bile unutmaya başlamıştım.
Diyet aşamasını hallettikten sonra  bir yandan da alışkanlıklarımı değiştirmeye koyuldum. Her gün evde belli egzersizleri yapıyordum. Kendime bir spor programı yaptım. Spor merkezine yazılmak istiyordum ama yanıma arkadaş bulamamıştım. Bende evde yaparım o zaman dedim.
Kendim bir plan eşliğinde  her gün mekik ve squat yapmaya başladım. 
1 haftanın sonunda 30 squat ve 50 mekikle başlayan programım haftanın sonunda kapanışı 100 squat ve 150 mekikle bitirdi.
 Kilo vermenin alışkanlıklarını değiştirmek olduğunu anlamaya başladım. Sürekli otobüs ve taksi kullanan ben  eve kadar yürümeye başladım. Günlük  10 km yürüyordum.

Yeme içme alışkanlıklarımda değişti birayı çok seven ben 2 aydır ağzıma tek bir bardak içki dahi sürmedim. Yer yer çok bunaldığım  yorulduğum zamanlar oldu. Ağladım hatta. 
Canım o kadar çok tatlı istiyordu ki yemedim. Yapamadığımı düşündüğüm her an internetten before/after fotoğraaflarına bakıp kendimi motive etmeye çalıştım.
Kendi kendime neden başladığını hatırla diye tekrar ettim. 
Ve bugün kendime before after fotoğrafı yapıyorum.
Eskiden giymekte zorlandığım kıyafetleri giyiyorum bol geldiğini görünce ben başardım diyorum.

 Bu 2 ay önce başkaları tarafından  basit görünen şey benim kendime hayatım boyunca yaptığım en güzel şey. Kendimin güzel olduğunu bildiğim halde öyle hissetmeyen ben bugün güzel olduğumu hissediyorum. Aynaya bakınca  kendime aferin diyorum.
Şuan 70 kiloyum. 
Kore'ye gidene kadar hedefim 65 kilo olmak.
Bunu yapacağıma da inanıyorum. Dukanın son evresinde olduğum için kilo vermem yavaşlamıştı. Şimdi internetten isveç diyetine bakıp onu uyguluyorum. Bu gün 4. günüm.
Aslında söylemem  gerekir ki ne kadar sağlıklı bilmiyorum. Aslında sağlıksız bir diyet bu.
Ama  programa bakınca dukana göre daha çok yemek yediğim aşikar.


Diyet yapmak spor yapmak artık beni çok daha güçlü kılıyor. Bir şeylerden fedakarlık ediyorsunuz ama sonunda kazanan siz oluyorsunuz. 

Yapamam demeyin sadece benim gibi  böyle diyetlere başvurmak zorunda değilsiniz.
Alışkanlıklarınıza bakın ve onları değiştirin.Ben  güzel hissetmenin kendini beğenmenin kilo vererek olacağını düşündüm ve bu yolla kendimi mutlu etmeye çalıştım ve çalışıyorum. Eğer aynı şekilde düşünüyorsak o zaman sizde ;
Yapabilirsiniz!!


Ve ben 2 ay sonra 65 kilo ( yada daha azıyla) Kore'de maceralar yaşamaya gidiyorum.~~


Kendinize iyi bakın

Çünkü siz değerlisiniz :)





14 Kasım 2014 Cuma

Bir Sismanın Dilinden





Size bunları hiç bilmediğiniz bir yerden yazıyorum.
İçimden..
Ben sizin hiç duymadığınız bir yerdeyim.

20'li yaşlarımın sonuna doğru benimle olmasına alıştığım kilolarımla yol ayrımına geldim.
Yıllarca kendime  kilo vermek istediğimi söylemiş ama bunu  pratik de hiç yapamamıştım.
Yapmak istememişim demek ki.
Yada alışkanlıklarımın gücü baskın  gelmişti bende.. Bilemiyorum.
Şu bir gerçek ki ben kendimi sevmiyorum. Dışarı da  takındığım ben ''harikayım'' maskesini  
göz önünde bulundurmazsak tabii ki.
Kahvaltı  alışkanlığımın olmaması  okuldan eve geldiğimde  annemin işte hala çalışıyor olması ve benim fast food ile yaşamaya başlamam  kilolarımın temelini atmıştı bende. Belki de bu herkesin hayatında olan sebepler benim kendime bulduğum bir bahaneydi...

Aslında şişman olmayı sevmemek değildi benim sorunum. Şimanlığa ilginç bir şekilde bakan toplumaydı  sinirim hırsım.
Küçükken çocuklar çok daha acımasız olurlar. Ve siz bu acımasızlık karşısında bir şey yapamazsınız. 
''Gece Kondu Ayısı'' diye başlatılan Şişmanlar sevilmez algıma  orta okulda hoşlandığım çocuktan
 ''Kandırdım ben o şişman kızı'' lafını duyduktan sonra son hızla algım büyümeye devam etti.
Liseye geldiğimde  herkesle enseye tokat olmaya alışmıştım.
Güzellik görecelidir.Kime neye göre  güzeliz? Bu çok daha başka bir konu..
Ama eğer şişmansanız...Gerçekten hayat sizin için biraz daha farklı işliyor.  
-Canım boşver can boğazdan gelir ''yüzün  çok güzel bir kere'' laflarını çok sık duymaya başlar
Zayıflamak için sabah ot bok vb. şeyleri kaynat iç  sözleriyle içli dışlı olursunuz.
Ve bunları duymaya alıştığınızda, bir şey yapmak istemezsiniz. Şişman herkesin belli acı evleri olmuştur bence.
''Kilolarıyla barışık'' olan bir sürü insan var dendiğini duyar gibiyim. Ben zaten kilolarıma kızgın değilim ki:
Kilolu olduğum için  davranışı değişen insanlara benim kızgınlığım.
Güzelliği 34 bedende arayan yada ince belli çay bardağına benzeyen kız arayan insanlara.
Etrafım da  böyle şeyler gördükten sonra ben de zaten ikili ilişkilerden sıkılmaya başladım diyebilirim.
 Şunuda söylemem gerekir ki kendine ne kadar yalan söylersen söyle aynalar yada belli bir açıdan çekilmemiş shoplanmamış fotoğraflar yalan söylemez.
Benim  yaklaşık 10 senem böyle geçti. Hoşlandığı çocuktan hoşlandığını itiraf edemeyen  yada masada ki o 3. kişi.
Gel gelelim ki bende şişman olmama rağmen hayatımda rekor sayacağım şeyler yaşadım. Sonra aklımdan bir ses ortaya çıkıp  '' bak böyle şeyler oldu ama sen o zaman da şişmandın.''
Dediğini duydum.
 
Şimdi bunların şişmanlıkla değil de  kendime bakış açımla alakalı olduğunu anlamaya başladım.
Sorun sarkan göbeğim değildi. Kendini sevmeyen beni göremiyordum ben. Göz görmeyince de fazlalıklarıma attım suçu. 
Sahip olamadığım, başaramadığım her şey için XL tişörtlerimi yada düğmesi kapanmayan pantolonlarımı suçladım durdum. 
Şimdi fazlalıklarımı bir kenara koydum, dağanıklık arkasında saklanan ''kendimi'' buldum.
Ve yaklaşık  1 ay önce zayıflamaya karar verdim. Zayıflamayı belki de herkesin beni  daha çok  sevmesi  olarak görüyorum.
Bilmiyorum. Kendimi sevmek, için kendim için bir şeyler yapmak istiyorum.
İster şişman olun ister çok zayıf yada sivilceleriniz olsun.
Hiç farketmez, kendinizi sevin yada benim yaptığım gibi '' sevmeye çalışın.'' Yada kendini bile sevmeyen bir insanı başkalarının sevmesini beklemeyin. :)




 








 














 












 

 

21 Mart 2014 Cuma

Koreli ile Kabristan Macerası






Suçlaya bileceğim bin tane insan vardı..
A kişi beni zorla B ile konuşmaya zorladı
Annem arkadaşlarımla yemek yememe izin vermedi
Babam elde edemediği şeyler için kapıları çarptı
Hoşlandığım çocuk tam bir pislikti
Benimle alay eden sınıf arkadaşım
Yada bana  her zaman başarısız olacağımı söyleyen en yakın dostumu işaret edebilirdim..
Belki de  aldığım tüm o ilaçları yazan doktora.
Kendimi kancadan kurtarmak için hepsini suçlu olarak adlandırmak isterdim..
Ama kendi etime ve kanıma olmasını istediğim şeyler için
Gerçek suçluyu arıyorsam eğer
''Aynalar'' başlangıçtı
Yolun ortasında veya sonunda oradaydı..
Anna Nicole filmini tesadüfen bulmuş ve öylesine izlerken..Aslında çok saçma gelip en son kısmında kendime uyarladığım bu söz çok hoşuma gitti. Filmi izlemenizi tavsiye etmem pek insana bir şey katmıyor bende zaten  meraktan bir göz atayım demiştim. :)

İnsanlar yaptıkları seçimlerden veya davranışlardan her zaman  kendisi  dışında başkalarını suçlu bulup onları cezalandırmak isterler. Ama ''kendi'' ile baş başa kaldıklarında ise...
Malesef ''Benim Yüzümden Oldu'' sonucu ile karşılaşırlar..

Pazar günü benim için çok çok öenmli bir gün malum sınav var..İki senedir giremediğim sınav çat kapı geldi.
Sınava girmeden önce  babamı ziyaret etmek istiyordum. Onunla konuşmak kimseye söyleyemediğim şeylerden bahsetmek yanımda olduğunu her zaman hissetiğimi bilmesini ve  kelimelere dökülemeyen bir çok şey daha...
Kimseye gel diyemedim. Benim hayatıma girmeden önce şöyle bahçe kapısından biraz gözlerseniz  : Hayatımın her bir karesinde dolu dolu insan görürsünüz. Kapı eşiğinde pencere önünde balkonunda..
Kapıyı çalıp da içeri girince anlarsınız ki hepsi birer yansımadan ibarettir.

Neyse velhasıl kelam hiç bir arkadaşıma söyleyemedim benimle gelir misin diye.   Aslında çekindim...Kimi çalışıyor kiminin de işi vardır diye yada başka sudan sebepler.
Hiç alakası bile olmayan Koreli arkadaşıma sordum. Sağ olsun oda beni %45 anlamasına rağmen gelirim dedi. Yol yordam kabristana nasıl gidilir tam olarak bilmeden çıktık yola. Bir de Ankara da bahar havası..
Sıcak..( Güneş görünümlü şu rüzgar esenlerden hani)
Önce  Ego otobüs ile gidelim dedik
Kızılay'dan Necati Bey'e orda otobüs bulamayınca dön tekrar Kızılay'a. Kızılay dan metorya bin. Ulus da in. Oradan Karşıyaka dolmuşlarını bul. Dolmuşa bin.  Karşıyaka da mezarlıklar kapı  kapı ayrılmakta. Benim babamın kabri 6 kapıda.
Ama yanlış dolmuşa binmişiz, bizi 5. kapıda indirdi..
6. kapıya kadar yürümek zorunda kaldık.
Kaybolduğumuzu ben bile anlamamışken peşimden sürüklediğim biraz daha yürürse düşüp bayılacak Koreliye mi anlatayım bilemedim.

Neyse çiçek aldık yolun kenarından çat pat  emekler gibi yürüyerek  sonunda 6. kapıdaydık.

6. Kapıyı bulduk bulmasına çiçeklerimizi de almıştık da genelde ailemle arabayla gittiğimiz de girişi sağ taraftan yapan biz bu sefer soldan gelince  kaç bin mezar arasında babamı arayıp bulmak elbette kolay olmadı.
Hiç bilmediğimiz bir kabrin başında oturup ağlanacak halimize güldük.
Orada ki amcalar da ''bu gün gidin yarın gelin, belli ki kayboldunuz'' deyince..
İyice çılgına dönen ben.. Koreli arkadaşımı oturttum bir kenara başladım aramaya.. Allah sesimi duydu sonunda buldum...

Neyse  Çiçeklerimizi eksik duamızı ettik.. Koreli arkadaşım hadi  sen konuş ben etrafa bakacağım dedi.
Benim Türkçemi %100 anlamasa da nasıl hissediyorum  çok iyi anlayan biri.

Ben kah ağladım kah güldüm başladım babamla sohbete.
Arkadan bazen ağladığımı gören arkadaş '' 어허 부스  울지마''
(Busı ağlamaaa diye sesleniyordu arada. Malum Büş diyemeğince Büş = Busı oldu  :D )

Neyse artık  sohbetin sonuna gelipde hiç yanından ayrılmak istemezken saatler artık hadi anca gidersin Busı diyordu.
Seslendim hadi dedim gidelim.  Geldi yanıma ben ağlamaklıyım yorulmuşumda..Geçti kabrin karşısına
-Ben Koreli.. Busı arkadaşıyım. Merhaba..
Memnun oldum.
Busı çok iyi ama çok şaka yapıyor ya
siz hiç merak etmeyin değince  ben başladım gülmeye.

Kısa zaman olmasına rağmen  Türkçe adı Koray beni güldürmeyi  başarıyordu.  

--- Neyse  gelirken zorlansak da çıkışı bulmak zor olmadı. otobüs durağını bulmuş otobüsü beklerken yaşlı bir teyze karşılaşmış   yanımda da yabancıyı görünce önce bir Japon mu diye sorduktan sonra.. Koreli değince   başladı  Türkçesi olmayan Koreliyle konuşmaya. Bizim Türkler savaşa gitmişti diye başladı konuşma. :D

Sonra Türkçeydi, Savaştı derken.. Kaç yaşındasın sen diye sorunca teyze.. Dedim Teyze kaç yaşında .. Demesin mi bu kesin 18 20 :D biz başladık gülmeye..
Çünkü bizim Koreli 27 yaşında. :D
Teyze inanamadı..
Ama bizimkinin hoşuna gitti. :DBusı artık kim yaşımı sorarsa ben 20 diyeceğim diye anlaştık. :D Neyse Otobüs geldi koyulduk Kızılay yoluna.   Malum yol yorgunu açız ama bizim Koreli pek  bi peynir delisi.
 ''Peynirli Makarna'' aramaya başladık. Neyse bulduk çakma bir peynirli makarna... Başladık sohbete.
Sonra bir de geldiği için benimle kahve ısmarladım ona. :D
Sen öğrencisin deyip yemeği kendi ödedi ama kahveler bana daha pahalıya gelince gülmeden duramadı.
Onun favori şarkılarıydı benimkilerdi derken.. Evlere dağaldık.

Sınav öncesi  böyle güzel  traji-komik bir an oldu bana. :D






Dualarınızı bekliyorum Pazara sınava giren herkese de başarılar dilerim.
Allah herkesin yardımcısı olsun.




11 Şubat 2014 Salı

Kore'de Yaşayan Ablam ile Röportaj 2 :D




Öncelikle herkese merhaba. Özge abla ile yaptığım kısa röportaj blog da  en çok okunan konu olması ve bir çok soru gelmesi üzerine  sizden gelenleri derleyerek Özge ablaya bir kaç soru daha hazırladım ve o da beni kırmadı yanıtladı.

Sizden ricam, 1. konuda  da 
olduğu üzere saygı çerçevesinde yorumlar yapılmasıdır. 
Şimdiden çok teşekkür ederim. :)

 SORULAR :)

Soru 1 : Benim blog da ki en çok okunan ve yorum atılan konu senin ki bunlar yorumlar hakkın da neler düşünüyorsun?  

1. Simdi birden sorunca ne diyecegimi bilemedim :) Sevindim oyle olmasina ^^ Kore 'ye ilginin artmasindan dolayi insanlar direkt Kore'de yasayan birinin agzindan Koreyle alakali seyleri okumayi seviyorlar . Bu yuzden blogunda en cok okunan konunun bu oldugunu dusunuyorum. 

Soru 2 : Yakın zaman da Türkiye'ye geldin? Aileni,arkadaşlarını ve ülkeni gördün nasıl hissettin?

2. Evlenip Kore'ye yerlestikten iki yil sonra Turkiye'ye gittim. Bu benim icin cok uzun bir zaman. Ogrenciyken de Kore'de yasamistim; fakat en fazla bir sene sevdiklerimden ayri kalip Turkiye'ye donmustum. Bu kadar uzun bir sure sonunda ailemi, arkadaslarimi gormek sevindiriciydi.

Soru 3 : İnsanların ''yorumlar da eşin müslüman oldu mu?'' demeleri hakkın da ne düşünüyorsun? 
3. Bu konunun ozel oldugunu ve sorulmamasi gerektigini dusunuyorum. Insanlar merak ediyor olabilirler; fakat sorarken saygi cercevesini asip, bilip bilmeden karsi tarafi suclar sekilde soran kisiler de oluyor. Normal bir sekilde,hicbir art niyeti olmaksizin soran kisilere degil lafim :) 
 
Soru 4 : Kore'de eğitim hakkın da bir çok soru geldi bu konu da bir bilgin var mı? 

4. Tabiki de bilgim var. Bir onceki roportajimizda da soylemistim Kore'de degisim ogrencisi olarak okudugumu ve ayrica dil kursuna da gittigimi..Fakat egitim konusu cok kapsamli ve uzun bir konu.Genel olarak birkac sey soyleyecek olursam; Kore'de universite okumak ya da yuksek lisans yapmak icin Korece veya ingilizce dillerinden en az birini bilmek gerekiyor. Ikisini de bilmek arti bir avantaj..Tabi bu dilleri bildigine dair bir sinav sonuc belgesini de gostermek gerekiyor. Ayrica universite okumak isteyenler icin lise; yuksek lisans yapmak icinse universite diploma notunun yuksek olmasi gerektigini bilmeyen yoktur herhalde. Diger bir konu da Kore'de universitelerin donemlik ucretleri biraz pahali fakat her universitenin yabancilara ozel yuzde elli, yuzde otuz ya da yuzde yuz seklinde burslari oluyor. Universiteye teslim ettiginiz belgelere bakilip bursunuza karar veriliyor. Korece bilmiyorsaniz universiteye baslamadan once dil kursuna gidip korece ogrenme sansiniz da var. Kisaca boyle yani. Sadece Kore'de okumayi istemekle bitmiyor hersey. Okumak istediginiz okula ve bolume once karar verip daha sonra okulun internet sitesinden yabancilara yonelik burslari ve sartlarini arastirdiktan sonra eger sartlariniz uyuyorsa istenilen belgeleri eksiksiz tamamlayip teslim etmeniz gerekiyor.  

Soru 5 : Kore'de yaşam hakkın da bize bilgi verebilir misin? ( Evler, günlük yaşam vs)

5. Kore'de gunluk yasam hemen hemen diger ulkelerle ayni. Bir degisiklik yok yani. Koreliler cok calisiyor ve gunlerinin yarisindan cogu neredeyse is yerlerinde geciyor.Onun disinda is yemekleri, is gezileri..Korelilerin agzindan mesgulum kelimesini her zaman duyabilirsiniz . Ben Kore'ye ilk geldigimde bana cok tuhaf gelmisti her zaman mesgulum cok mesgulum diyordu cevremdeki koreliler fakat sonra yasayarak gordum ki gercekten cok mesguller ve hayatlarini belirli bir programa ve duzene oturtmuslar, ona gore yasiyorlar. Oyle gelisiguzel degil yani. Bu yonlerini cok seviyorum. Basarilarinin sirri da bence bu..Planli programli olmalari...

Kore'de ev konusuna gelirsek; bana bu konuda cok fazla soru geliyor. "Kore'ye turist olarak gelip, ev tutup, bir sure orada yasamak istiyorum" diye. Bu cok kolay degil. Kore'deki en pahali sey ev ve meyvedir. Kore'de kiraladiginiz eve oncesinde yuklu bir depozito verip en az bir senelik kontrat imzalamaniz gerekiyor. Yani evde en az bir sene yasamaniz gerekiyor. Fakat turist olarak sadece uc ay kalabiliyorsunuz ulkede..Ayrica turist olarak gecici bir sureligine  gelmis birisine hickimse ev kiralamak istemiyor. Merak edenler icin en dusuk ev kirasi 5000 dolar depozito aylik 350 dolar civari kira..Tabi bu fiyata olan evleri Turkiyedeki gibi en az  iki oda bir salon olarak dusunmeyin. Mutfak icinde one room tarzi tek odadan olusan evlerin kirasi boyle. Kore'ye turist olarak gelecek bir kisi icin en ideali bir otelde kalmak.

Kore ufak bir ulke olup yuz olcumune oranla nufusun fazla oldugu bir ulke o nedenle Kore'de evler cok pahali ve kucuk oluyor. Oyle Kore dizilerindeki gibi buyuk evler gormek cok kolay degil. Oyle ki Kore'de bizdeki gibi tanidiklar arasi ev gezmeleri yaygin degil. evi kucuk olan koreliler genelde esleriyle dostlariyla disarida bulusup yemek yiyorlar.
 
Soru 6 : Kore'ye gelmek isteyen bir çok genç var onlara vermek istediğin öğütler neler? 

6. Kore'ye gelmek isteyenlere soylemek istedigim seyler; Kore'yi ve korelileri  gozlerinde cok buyutup gelmesinler..Bu sekilde gelip de hayal kirikligina ugrayanlari cok duydum cunku..Emin olun ki yasam, insanlar, hersey dizilerden cok farkli. Turkiyeden farkli dusunmeyin burayi..Zaten bu konudan Kore'de yasayanlarin olusturduklari, Kore'yle ilgili iyisiyle, kotusuyle gercekleri yansitan bloglarda cok bahsedilmistir. O yuzden ayni seyleri burada uzun uzun yazmak istemiyorum.   

Soru 7 : Çalışıyor musun ev hanımı mısın? Eğer çalışıyorsan bir yabancı olarak iş bulman 
kolay oldu mu ve bir çalışan olarak  korelilerin iş hayatı nasıl zor mu?

7. Turkiye'yle ticaret yapan bir ihracat firmasinda calisiyorum. Yabancilarin Kore'de is bulmasi cok zor. Koreceyi ileri seviyede bilmeme ve esim koreli oldugu icin calisma,oturum vizem olmasina ragmen bu isi cok zor buldum.
Bana bu konuda da cok soru soruyorlar. "Kore'de calismak istiyorum, ne yapmam lazim?" diye..Burada calismak isteyen yabancilar icin sadece Korece ve Turkce yeterli olmuyor. Bunlarin yaninda ingilizceyi de cok iyi bilmek gerekiyor ve kesinlikle vasiflari olmasi gerekiyor . Ayrica herseyden once her ulkede oldugu gibi burada da calisabilmek icin calisma ve oturum vizesi gerekiyor. Bu vize icin de ya kore vatandasiyla evli olmaniz ya da calisacaginiz sirketin sizin adiniza vize almasi gerekiyor. Bunu da her sirket yapmiyor. Cunku sirketler bu vize icin para oduyorlar yabancilar ofisine ve izin islemleri biraz kati. Kore'ye bir geleyim de is bulurum nasil olsa diye dusunuyorsaniz yaniliyorsunuz. Kore'ye gelmeden once isinizi bulmaniz, o sirketin sizin icin vize almasi ve o sekilde gelmeniz gerekiyor. Kore'de  egitim almis insanlar icin gecerli degil bu yazdiklarim. Turkiye'den direkt Kore'ye calismak icin gelmek isteyenler icin gecerli.. Kore'de univeriste okuyan ya da yuksek lisans yapanlar burada egitim aldiklari sure icinde is arayip, baglantilarini yapabilirler  tabiki de..Fakat o sekilde bile cok kolay olmuyor bir yabanci icin. Koreliler ne kadar yabancilari sevip, kibar bir toplum olsalar da yabanciya is vermek istemiyorlar. Genelde burada calisan yabancilar ingilizler amerikalilar..Onlarin da cogu dershanelerde ingilizce ogretmenligi yapiyorlar. Turkceyle alakali is de cok fazla yok.
 
Soru 8 :
Eşinle evde nasıl anlaşıyorsunuz? Hitap şekilleriniz neler?

8. Esimle evde korece anlasiyoruz. Esim turkce ogrenmeyi cok istiyor fakat ikimiz de calistigimizdan dolayi zaman olmuyor. Dil ogrenmek icin zaman ve sabir cok onemli. Ileride insallah ogretmeyi cok istiyorum. Yasimiz biraz ilerlediginde Turkiye'ye yerlesip yasamak istiyoruz. O yuzden turkceyi biraz da olsa gitmeden once ogrenmesi sart :)
 

Soru 9 :
Kore'de Samsung vb. teknolojik şeyler bizim ülkemize oranla daha mı ucuz?

9. Teknolojik seyler kesinlikle bizim ulkemizden daha ucuz degil. Turkler bu konuda da cok yaniliyorlar. Burada uretildigi icin ucuz oldugunu sanip, buradan gondermemizi isteyenler cok oluyor fakat Turkiyeyle ayni fiyat konusunda. Hatta gonderim ucretini falan da hesaplarsak Turkiyeden almak daha mantikli.








8 Temmuz 2013 Pazartesi

NU'EST'de Gördük :P


Herkese Merhaba ^^


Nu'est grubu Korece şarkı ve dans yarışması için Türkiye'ye geldi ve bende gittim. Korea-fans temsilci olarak. 
Orada fotoğraflar çektim. İstanbul'a bir gün önceden gittim. İstanbul'da yaşayan arkadaşımın evinde kaldım. İstanbul da evinde beni çok güzel ağırladılar ailecek.

İlk önce küçük bir İstanbul turu yaptık. Arkadaşım Kore dili ve edebiyatı okuduğu  için yolda giderken sık sık Korece konuşmaya çalıştım onunla.
Bunu duyan bir Koreli turist de bizim peşimize takılmaz mı?

Önce onu Türk lokantasına götürdük. Ama ben  İstanbul da bir Kore lokantasına gitmek istediğim için sonra Seoul Lokantasına gittik.

Bir sürü Koreli gördük orada ve Zehra çok iyi Korece konuştuğu için herkes şaşırarak ona baktı.

Bakıp bakıp kendi aralarında konuştular. Çok eğlenceliydi. :))


Güzelce yemek yedikten sonra ertesi güne hazırlık diye eve erken gittik.

Sabah erkenden kalktık ve Taksim'e konser yerine gittik. Fanlar  bir saat öncesinden sıraya girmişlerdi. ^^

Ben fotoğraf çekeceğim için erken girme şansını yakaladım. 
Kulis'e girme şansım oldu ve bir kaç poz yakaladım. :) Erkenden.. ^^
Onun dışında Koreli arkadaşlarım ile karşılaştım onlarla sohbet ettik.
Sonra yarışmaydı derken zaman su gibi akıp geçti. Bence gerçekten herkes güzel yarıştı herkesi ayrı ayrı tebrik ederim.

Unutulmaz bir an daha~~


İşte fotoğraflar :